22 Temmuz 2009 Çarşamba

7)

Onasırlık evden çıkmak için kapıyı kullanmadı. 
Zeminden tahta bir kapak kaldırdı. Remle bu kapağın farkına bile varmamıştı. Merdivenler iniyordu kapağın açtığı yeni kapıdan ve karanlıktı evin bodrumu. Onasırlık atı gösterdi.
Daha önce ata bindiğini hatırlamıyordu. Sadece hatırlamam gerek, dedi içinden Remle.
At koşarak tünele daldı. Duvarları kayalık, uzun eski bir tünel, fakat havalandırması ve aydınlatması olan bir tünel. Odasındaki klimayı hatırladı. Sonra odadaki klimaya tezat eski moda eşyaları ve bir mağarada yaşamaya başladığını. Günlerce uyku; tıpkı zamanı durdurmak gibi… 
Boratay. İri, asi, asil ve gece gibi, sahibi ile arasındaki ilişkinin asla efendi sahip ilişkisi olamayacağı; attan ziyade yılkı.
Tünelden çıktıklarında güneşin genç ışıklarıyla birlikte bir kaynağın doğduğu yer; ırmağın rahmi. Remle atından inip yüzünü yıkadı kaynakta, sonra ne yapacağını bilmeden karşısındaki ovaya göz gezdirdi. Nereye gideceğini kestirmeye çalıştı. 
Uçsuz görünen ovada, uzaklarda serapmış gibi kırmızı bir dalgalanma gördü. 
Yoksa bu, diye fısldadı; “evet kızıl atlı, ondan almam gereken cevaplar var!”.  
Nerede olduğunu bile bilmeden günlerini geçirdiği bu yerde, ne işi olduğunu bilmiyordu, tıpkı niçin beklediğini bilmediği gibi. Sadece bekliyordu; bir işaret. Bu beklediği işaretti sanki. Sabretmeyi öğrenmişti Onasırlık’ ın yanındayken. Bu sonuçta bir tercihti. 
Peşine düştü kırmızı noktanın. At kendisi gidiyordu, Remle’ nin düşüncelerini anlıyormuşçasına, kontrolsüz. Gittikçe hızlanarak devam eden ve uzun sürecek takip sırasında Remle, Boratay’ ın kimyasını daha iyi çözecek ve atla düşünsel bir bağ kurduğunu daha iyi ayrımsayacaktı. Kurulan bu bağın, aralarında içgüdüsel bir köprü oluşturduğunu ve ortak hedefe kilitlenmeyi sağladığını hissetti. Dörtnala koşarlarken rüzgâr da sanki aynı yönde eserek yardım ediyordu onlara fakat bu kızıl atlıya da yardım etmesi demekti. Terlemişti. Arayı iyice kapatmıştı ki at birden yavaşladı. Oysaki yetişebilirlerdi. At burnunu başka yöne çevirdi ve kızıl atlı uzaklaşıyordu işte. At yine koşmaya başlamıştı bile. Remle, Boratay ile arasındaki bağın koptuğunu anladı, ama nasıl olduğuna anlam veremedi. Yüzünü yeni menziline çevirince, ovanın ortasında öylece duran birini gördü. Kız mıydı erkek miydi seçemedi uzaktan. Kızıl atlıyı kaçırmasına sebep olana büyük bir öfke duydu o anda. Geçirdiği öfke patlaması yüzünden Onasırlık’ ın “ kimseye görünme” uyarılarını da umursamıyordu işte. Karşı karşıya geldiğinde atından inmekte tereddüt etti. Ama indi yine de ve gözlerine baktı karşısındakinin. Karşısındakinin de ona söyleyecek bir sözü olduğunu düşündü. Aynı anda konuştu ikisi de.
-Hatırla.
Gözlerini yumdu, açtı. Karşısındaki rüya parçası sürekli kendini tekrar eden bir zaman dilimine geri dönmüştü. O ise hala ovadaydı ve yalnızdı.
Atına binip, düzlükte koşturmaya başladı. Uzaklardaki tepelerin arasında hareket eden siyah dumanı, ona uzak fakat paralel bir doğruda, paralel doğruların kesişmeyeceğini bildiği halde takip ediyordu. Yol bitip de Boratay’ın nalları kayalık uçurumdan birkaç küçük taş düşürdüğünde; son tren siyah dumanıyla birlikte uzaklaşmaya devam ediyordu.  Uçurumdan aşağıya kelimeler yuvarlandı;
--Güle güle Ayaz...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder