17 Temmuz 2009 Cuma

3)

Bir çift karanlık göz kalmıştı rüzgâra ve buluta kazınan... Sarmalanmış yüzünden arda kalan. Bir çift siyah gözdü. O gözler aynı yerden gündüzün misafirini gözlemiş, gelişi ani olan bu uzak ve yabancıyı uzun süre seyretmişti. Bir tek karanlık gözleri şahitti gündüzün misafirine. Şimdiyse gözleri gecenin görünmeyen ufkunu ve güneşini sabit bir noktada ararcasına uzaklara bakıyordu. Dörtnala gecenin koyuluğuna daldı.
Adı neydi sahi? İnsandı o. Biriydi. Öyleydi. Öyle olmalıydı. Ama ayna öyle demiyordu. Gündüzün misafiri aynadan onu seyretmişti. Fakat geceyse silinmişti. 
İnsan olmak nasıl bir şey diye düşündü. Gerçekten olmak nasıl bir şeydi? Bir parça toprak ile bir bulut arasında sıkışmak nasıl bir duygu? 
Saçmalıyorum, dedi kendine; ama dinletemedi. - neden saçmalıyorum?- Boş ver dedi içindeki insan; kaç dedi, emretti. O da dinledi bu emri. Koşmaya başladı. Hızlanarak, soluk soluğa, her adımda kalbinin çarpıntısını arttırarak.
Artık gecenin koyuluğunda, dokusunu değil ama rengini tanıyamadığı atı da yoktu. Unuttuğu bir geçmişe geri göndermişti onu. Git kara boram, demişti. Çünkü rengi belli olmasa da, karanlıktı yollar gibi at da. Koşuyordu çözemediği hedefinin ardında. Kaçıyordu kendine yakalanacağını bildiği halde. O kaybolanı, gündüzden silineni arıyordu.
Rüzgâr arttı. Gece arttı. Fırtına yaklaştı; kızıl dumanıyla, kan şafağıyla. Gök gürültüsü kelimeleşti; sen!, dedi; “ Rüzgârı biliyorsun.” Tek şimşekle ortalık dindi. Bir güvercin kondu omzuna, ötsün diye beklerken konuştu o da. Yalnızca hitap etti güvercin bir isimle. 
Kaçarken kaçmakta olduğunu aramaya devam ediyordu. Güvercin yoktu artık. Birden aradığı karşısına çıktı. Artık ne aramanın anlamı vardı ne de kaçmanın anlamı. Karşısında havada asılı duruyordu. Bakmaya uğraştı, bir tek gözlerini gördü. Sonra gecenin karanlığını bir şimşek gibi aydınlatan ışıktan gözleri kamaştı. Tam karşısından yayılmaya başlayan ışıkla her yer bembeyaz oldu. 
....ve uyandı.
Odasındaydı. Gecenin karanlığında her şey olağandı. Ama hala karşısında duruyordu; küçük farklarla. Artık havada asılı değildi; hem de ışık saçmıyordu. Karanlıkta net seçemese de karşısındakinin gözlerini görebiliyordu hala. 
Duvarda asılı, öylece...
Bir ayna, sessiz ve kimsesizce.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder