Aradığın ne? Sor bakalım kendine. Ne ben bilebilirim, ne cevap verebilirim. Cevabı bulacak, yazılanlara anlam katacak yine sensin. Açtıysan bu kapağı bir kere, aradığın ne? Sor bakalım kendine...
Bir teklifim var; gel seninle bir oyun oynayalım. Bu teklif için beni suçlama. Çokça kullanılmış bir cümleyi tekrar görmek belki canını sıktı. Ama sana kusursuzluk vaat edemem. Hem bu yanlışlar üzerinden gidilen bir oyun olacak. Tadı da ancak öyle çıkar. Eğer hala kapak üzerime düşmemişse oynuyoruz demektir. Ama kapağın altında kalmışsam bile, oyun yinede devam ediyor bambaşka bir yerde. Fakat asla başkasıyla değil, hep seninle.
Oyunu bozmak bir gölgenin ağırlığını anlamaya çalışmaktır. O yüzden sen bu oyunda oyunbozan olmayı da seçmiş olabilirsin. Oyunu bozmak her zaman daha kolaydır. Çünkü daha rahat ve daha heyecansızdır. Gerektirdiği tek şey sıkılmak duygusudur. Ve oyunu bozmak her zaman daha zordur. Çünkü daha rahatsız ve daha heyecanlıdır. Gerektirdiği tek şey itaatsiz bir ruhtur.
Sen bilirsin ve kendi bildiğini de başkasından duymayı sevmezsin. Sen de bilirsin ve zıtlıkları sen de belki seversin. Yol senin, han senin. Sen seçeceksin. Belki çözeceksin belki düğümleneceksin. Hancıysa ben olacağım. Kabul? Ama bil ki bu gerçek bir oyun olacak. Gerçek oyunlar çocuk olabilmek yeteneğini gerektirir. Düşün istersen. Ben bir masal anlatmaya karar verdim; sen inanmaya hazır mısın? Aradığın bu mu? Sor bakalım kendine. Açtıysan bu kapağı bir kere, aradığın ne? Sor bakalım kendine.
.
.
.
Oyun mu ne?
Bu oyunun kendisi.
17 Temmuz 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder