Demir Dağı’nda bir fırtına; is kokuyordu havada…
Hayat hep oyunu bozmasaydı bu,
oyun olmazdı.
Kan, beyninde alev alev yanıyordu. Şakağında şahlanmış damarı, bütün bedeninde yankılanıyordu. Hızlanabildiği kadarı yetmiyordu Remle’ ye. Daha…, daha fazlası olmalı diyordu. Öyle bir hız ki, düşüncenin, nefesin ve yaşamanın önüne geçebilsin.
Sabaha kadar uyuyamamıştı sinirden, dönüp durmuştu. Hiçbir şey anlamını bulamıyordu. Geçen gece, nasıl bir geceydi?
Kandırmaca!
İliklerine kadar işleyen bir kaçıp gitme arzusu. Fakat nereye?
Kapıyı açtığında karşısında gördüğü yüz, Remle’ nin bütün varlığını yutup, onu her yerden silmişti sanki. Nereye gidebilirdi ki bu halde?
Boratay daha da hızlandı. Evden çıkmadan önce, tanınmamak için sarındığı siyah örtüler dışında hiçbir şey almamıştı yanına. Fakat aklına aldığı pek çok yükün ağırlığından bir türlü kurtulamıyordu.
Ayaz’ ın ne işi vardı burada? Nasıl karşısında öyle rahat oturabilmişti, çok da olağanmış gibi. Peki ya halası, Çilingir Hâkim, Onasırlık? Onlar da en başından beri dâhildi bu oyuna. Herkesin bildiği gerçekler vardı. Anlaşılan her şeyin dışında kalan bir tek kendisiydi. Bunca zamandır, kandırılan oyalanan hep kendisi olmuştu demek. Aldatılmışlığın yakıcı hissini duyuyordu içinde. Yangının bu kadarını söndürmek mümkün müydü?
Bu evdeki ilk gününde, bir gündüz düşünde, her şeye rağmen Ayaz’ ı seçmemişti. Her seferinde onu seçmiyor olmak, T.D’ yi seçiyor olmak demek olmuştu. Peki ya şimdi?
Ayraç Düz’ de hızla ilerlerken kızıl atlıyı gördü Remle. İçindeki bütün öfkenin, birden ona kaydığını hissetti. Sanki en başından beri bütün olanların sebebi oydu. Onu o gün görmemiş olsaydı, bir sonraki treni yakalamayı düşünecekti belki. Onu görmese, kendini görmeyecekti bir rüyanın içinde. Niçin uyanmıştı? Niçin uyumaktaydı?
Peşine takıldı kızıl atlının. Daha öncesinden kapanmamış bir hesapları vardı ne de olsa. Bu bir takibin devamı olduğu için, yadırgamadı yaptığı şeyi. En başında, onu ilk gördüğü gün yakalasaydı, belki de vakıf olacaktı pek çok soru işaretinin ilmine. Kendi peşine takılmıştı sonra oysa.
Bu seferse farklı olacağa benziyordu. Kızıl atlı da fark etmişti takip edildiğini. Bu takip, kazanan ve kaybeden için çok şeye bedel olacakmışçasına; tutkuyla hız sarhoşu eden bir yarıştı.
Gel bakalım Remle, takip et beni…
Yaşayacaksın, acıdan kaçış yok…
Göreceksin, öğrenmeden seçemezsin…
Maskelerle cesaret olmaz!
Yüzleşmeyi bilmeden, bu karanlıkta gerçeği seçemezsin…
Kızıl atlı mesafeyi daha da açmıştı. Remle bir hırsla daha da hızlandı. Aklını daha fazla yoruyordu bu, ruhunu paçavraya çevirirken her bir soru; Neden o kadar zaman içinde, Çilingir Hâkim’ in başka bir adının olabileceğini düşünmemişti?
“Öyle ya, ikisi de meslek adı olan bir isim ne kadar olasıdır? Ama burada ne şaşırtabilir ki insanı? Ayaz? Ayhan amca, hani Ayaz’ ın şu her daim bahsettiği, hani kendisiyle müteşerif olmanın bir türlü mümkün olamadığı devamlı seyahat halindeki denizci? Demek Ayhan Amca, kendini bildi bileli hep burada yaşamış olan Çilingir Hâkim’ den başkası değilmiş? Yalanlar, yalanlar, kuyruklu yalanlar mı dinledim onca yıl? Doğru nedir böyle yalanların arasında? Neden benden saklandı olanca şey? Kim karar verdi buna? Benim tercih hakkım neydi, bu olanlar arasında? Dahası ne kadar? ”
Bir taraftan kızıl atlıyı kovalarken, diğer taraftan Ayaz’ dan kaçıyordu Remle. Ayraç Düz’ de av ile avcının ne zaman yer değiştireceği belli olmazdı fakat. İki ülkeyi ayıran sınırların, nerede başlayıp nerede bittiğinin gözle görülür işaretlerinin olmadığı gibi.
Aklında beliren soru yağmurunun içerisinde, zihnine şimşek gibi düşen; “neden Ayaz’ dan kaçıyorsun?” sorusuyla uzun kovalamaca kesintiye uğradı. Kaçmayı kendine yakıştıramamış olmanın verdiği kendine yeniklik duygusunun yanı sıra, gerçekten bu sorunun cevabını aramaya ittiği düşünceleri sayesinde, hızını kaybedip şaşkın bir duraklayışa geçmişti. Duruşunda, kendi içine çevirdiği dikkati, odağından anlık kaymıştı. Bir an sonrasında tekrar odağına geri dönmeyi denediğindeyse, kızıl atlının menzilinde görünür olmayışının şaşkınlığını bastıran bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalmıştı.
Demir Dağı sınırlarına girmişti.
29 Eylül 2009 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder