Yere oturmuş, küçük bir sehpanın üstüne koyduğu şişeye bakıyordu. Fakat düşünceleri şişeden başka şeylerle meşguldü, ne de olsa Gabye’ nin evinde kaldığı uzun zaman diliminde, bu gri eflatun tozun esrarına dair hiçbir şeyi çözememişti. Aklında Ayaz vardı. Bu eve geldiği ilk günde gördüğü sanrıda, niçin ona âşık olduğunu hissetmişti? Neden o hayatın içine tekrar dönme isteğini yaratan en güçlü varlık o olmuştu?
Ondan ayrıldığından beri, aralarındaki diyalogun pek de iyi olmadığı açıktı. Hoş çıkarlarken de pek farklı değildi. Kısa sürmüştü birliktelikleri. Oldukça yıpratıcı olan bu ilişkiyi bitirme kararı alan da Remle’ ydi, her şeye rağmen o kadar kolay olacağını tahmin etmemişti. Bu hayal kırıklığıydı. Belki de istediği daha çok, onu zorlamaktı. Ayaz’ ın tek bir açıklama dahi yapmadan gitmesini ve bir süre ortalıkta görünmemesini daha önce de gördüğünden, bunun geri dönüşü olmayacağını kestirememişti. Sonrasında pişman olmasına ve acı çekmesine yarayacak sonun başlangıcı, işte böyle olmuştu.
Günleri, sevildiğini anlamak için niçin insanların tahammül sınırlarını bu kadar zorladığını düşünerek geçti. Daha sonrasında, içindeki acı soğudukça; suçluluk duygusu yerini suçlayıcılık duygusuna bıraktı. “Yine de bu kadar çabuk pes etmemeliydi, ne olursa olsun bu kadar çabuk kabullenmemeliydi” dediği gün ise, artık kızgındı. İşte içindeki her şeyi bu duyguyla öldürdü. Zamanla kızgınlık da geçti.
Birlikte çalışmak zorunda olduklarından, hep aynı ortamdaydılar. Aşırı derecede zıtlaştıklarından, olmuş olanları duyanlar, bu gerginlikleri eski yaşananlara yoruyordu. Oysa Remle yüreğindeki kızgınlık geçtikten sonra, nefrete dönüştürmemişti hiçbir duygusunu.
Sadece yadırganamaz bir biçimde, eskiden de olduğu üzere, tartışıyorlardı.
İkisi de sonrasında başka insanlarla denediler. Açıkçası birbirlerinde buldukları güçlü çekimi başkalarında yakalayamadılar. Yine de Remle, o duyguyu Ayaz’ a karşı da artık hissetmediğini, hatta Ayaz’ a tamamen ilgisiz olduğunu biliyordu.
İşte geçen günlerde, kafasını bu denli kurcalayan iki önemli sorudan biri o yüzden, neden sanrısında böyle hissettiğiydi. Diğeriyse elbette önünde duran, açmaya bir türlü cesaret edemediği ve kendisine tuhaf bir şekilde Eflatun’ u anımsatan bu şişeydi.
Şişeyi odadaki karyolasının altında saklıyordu. Böyle bakmanın bir sonuç getirmeyeceğini, zaten aklını daha fazla Ayaz’ ın meşgul ettiğini anladığında, şişeyi yerine koyup Gabye’ nin yanına gitmeye karar verdi.
Gabye mutfakta kar tanesi şeklinde kurabiyeler hazırlıyordu. Çilingir Hâkim de gelmişti. Remle’ nin anladığı kadarıyla bu tatlı ve huysuz ihtiyar, halasıyla flört ediyordu. Hiçbir şeyi beğenmiyor fakat bunu Gabye’ yi kızdırmak için yaptığını belli eder bir şekilde bıyık altından gülerek, Remle’ ye göz kırpıyordu. Remle gülümseyerek karşılık verdi, bu ihtiyarın gözleri Ayaz’ ı anımsatıyordu ona. Belki de onu bu kadar çok görmekten, Ayaz’ı bu kadar sık hatırlıyorum diye aklından geçirdi. Sonuçta sanrı olduğundan çok da emin olmadığı o anda, bir seçim yapmıştı. Daha önce benzer bir seçimi, simsiyah buharlı bir trene bakarken de yapmıştı. Yoksa baktığı sadece uzaktan, bir trenin dumanı mıydı? Ayaz’ ı geçmişe geri göndermişti, gerçeklerin ve sanrıların birbirine geçtiği her karede. Fakat bu geçmiş hangi geçmişti? Eflatun’ un sözlerini anımsadı Remle, içi ürperdi.
Gabye’nin yanında kaldığı süre zarfınca; T.D’ ye, coğrafyaya, Sır Dağı civarındaki geniş arazilere yayılmış Sır Şehri’ndeki hayata ve burada yaşayan insanların yapabildiği olağanüstü şeylere, sonra; Eski Taşlar’ a ve dolayısıyla geçmiş ile kehanetlere dair pek çok şey öğrenmişti. Fakat henüz burayla Gabye’ nin ve kendisinin ne bağlantısı olduğuna, niçin burada olduklarına bir cevap bulamamıştı. Yine de halasının, T.D’ de doğmuş olduğunu söylemesi, bütün bunların geçmişle ilintili olduğunu düşündürüyordu.
Çilingir Hâkim, Remle’ nin yine düşüncelere dalıp gittiğini fark edip; onu bu ayakta uyumak halinden uyandırma misyonunu üstlenerek sordu; “ Yine nerelere daldın gittin? Eski Taşlar’ a dair bir şey mi takıldı yoksa aklına?”
Bu esprisine hep birlikte güldüler. Çilingir Hâkim, Eski Taşlar’ daki eski yazıları okumayı öğretiyordu Remle’ ye ve ona bu ders saatleri; yoğunluğuyla doğru orantılı ölçütte sıkıcı geliyordu. Çünkü taşlar, deforme olan yerleri nedeniyle yer yer okunaksız; farklı ve eski bir alfabeye göre; üstelik çok eski hatta unutulmuş pek çok kelimeyle yazılmıştı. Bu sebeplerle, kitabelerin birebir çevirisini yapmak mümkün olamıyordu. Yazıtlardaki deformasyon nedeniyle kaybolan harflerin tamamlanmasındaki yorum farkları da çeviri yapılmasına engel teşkil ediyordu. Bu sebeple taşları okuyabilmek için dile, eski kelimelerin hepsine hâkim olmak gerekiyordu ki; bu da başlı başına bir dil öğrenme yükümlülüğünü yanında getiriyordu. Elde tamamlanması gereken metinlerin fazlalığı da bu okuma derslerini Remle için iyiden iyiye külfet haline getirmişti. Buna rağmen bu dersleri bırakmamasının nedeni, Eski Taşlar’ a dair kimseden bir şey öğrenemiyor oluşuydu. Evet, ortalıkta dolaşan Eski Taşlar’ ın Kehanet’ leri diye yaygın bir söylem vardı fakat bu da kehanetin kehaneti olmaktan öteye gidemiyordu. Çünkü herkes taşları okumayı bilmiyor, hatta çok az okuyabilen kişi olduğu gibi, pek çok farklı yorum fakat ondan da fazla söylenti ve inanış mevcuttu. Bir ders sırasında Çilingir Hâkim; bu çetrefilli duruma ilişkin; “ Kulaktan kulağa boşuna icat edilmiş bir oyun değil ve çocukların bilgeliği de belki hepimizden fazla, çünkü onlar duyduklarına gülmeyi biliyorlar...” diyip gülümseyerek, durumu böyle izah etmişti.
—Derslerimize ilişkin merakım konusunda maalesef sizi hayal kırıklığına uğratacağım, zira boş zamanlarımda derslerden çok halamın kurabiyelere nasıl şekil verdiğiyle ilgileniyorum.
Hep birlikte güldüler. Sır Şehrinde pek çok şeyin, Remle için alışılmışın dışında yapılması bu merakın nedeni olsa da; halası kurabiye kalıbını gösterdiğinde gerçekten şaşırması, oldukça komik gelmişti hepsine.
Gabye, akşama misafirlerinin olduğunu söylediğindeyse bu, Remle’ nin merakını uyandırmayan nadir şeylerden olmuştu. Fakat gelen kişiyi gördüğünde, bu böyle kalmayacaktı.
28 Eylül 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder